Serbest oyunlar: Çocuklukta Oyunun Hayati Rolü
Çocuklukta Oyunun Hayati Rolü
“Oyun oynama becerisi, ruh sağlığının en temel ölçütlerinden biridir.” – Ashley Montagu
Dünyanın dört bir yanındaki Waldorf anaokullarında çocuklar, aileler ve öğretmenlerle geçen otuz yılı aşkın meslek hayatımda çok çarpıcı bir ortak nokta gözlemledim: Yaratıcı oyun, sağlıklı bir çocuğun hayatındaki en merkezi etkinliktir. Oyun, çocukların yaşadıkları hayatın tüm parçalarını birbirine örmelerini sağlar. Hayatı "sindirmelerine" ve onu kendilerine ait kılmalarına yardımcı olur. Yaratıcılıklarının dışa vurumu için bir kanal ve çocukluğun kesinlikle vazgeçilmez bir parçasıdır. Yaratıcı oyunla çocuklar adeta çiçek açar; oyun olmadığında ise gelişimleri ciddi şekilde sekteye uğrar.
Bunu fark eden ilk kişi ben değilim. Yaratıcı oyunun çocuk gelişimindeki kritik önemi, onlarca yıllık araştırmalarla destekleniyor. Ancak bugün, benim bahsettiğim anlamdaki o "uçu açık ve yaratıcı" çocuk oyunları ciddi bir tehlike altında.
Oyun Neden Yok Oluyor?
Okul çağındaki çocukların artık ormanlarda, tarlalarda özgürce keşif yapma imkanı kalmadı. Beden eğitimi ve teneffüsler müfredattan kaldırılıyor; yeni okullar oyun bahçesi bile olmadan inşa ediliyor. Mahalle aralarındaki o kendiliğinden gelişen maçlar tarihe karıştı; çocuklar beş yaşından itibaren organize spor liglerine hapsediliyor.
Anne babalardan, öğretmenlerden ve psikologlardan hep aynı şeyi duyuyoruz: Oyun oynamayan çocuklar. Kimisi oyun oynayamayacak kadar "bloklanmış" görünüyor. Kimisi oyun oynamaya can atıyor ama okul dışındaki yoğun programlar veya okuldaki aşırı akademik baskı buna izin vermiyor. Buna bir de ekran başında (TV, video oyunları, bilgisayar) geçirilen saatleri ekleyin; çocuklar başkalarının hayallerini tüketirken kendi hayallerini canlandıramaz hale geliyor. Bu gerilemenin, hem çocuklar hem de çocukluğun geleceği için ciddi sonuçları olacaktır.
Oyunun Doğası: İçten Gelen Bir Kaynak
Eğer oyunu kurtarmak istiyorsak önce onun doğasını anlamalıyız. Yaratıcı oyun, bir çocuğun derinliklerinden fışkıran bir pınar gibidir. Tazeleyicidir, hayat doludur ve her sağlıklı çocuğun fıtratında vardır. Çocuk için oyun ve öğrenmeyi birbirinden ayırmak neredeyse imkansızdır.
Bir arkadaşım sekiz aylık bebeği için şöyle demişti: "Sanki sürekli çalışıyor gibi!" Peki, bu çalışma mı yoksa oyun mu? Çocuklukta bu ikisi arasında bir fark yoktur. Yetişkinler olarak çocuklara her şeyi "öğretmemiz" gerektiğine inanıyoruz. Elbette onlara örnek olmalı, uygun alanlar yaratmalı ve gerektiğinde yardım etmeliyiz. Ancak asıl yapmamız gereken; her sağlıklı çocuğun ruhunu dolduran o doğuştan gelen öğrenme kapasitesine saygı duymaktır.
İki Örnek: Nathan ve Ivana
• Nathan (1 yaşında): Evimizdeki merdivenleri kendi kendine çıkıp inmeyi keşfetti. Kimse ona bunu yapmasını söylemedi. Saatlerce, büyük bir konsantrasyonla bu "görevi" kendi kendine belirledi ve başardı.
• Ivana (4 yaşında): Bir pazartesi sabahı ayakkabı bağlamayı öğrendiğini müjdeledi. Meğer hafta sonu boyunca "doğum günü partisine gidiyormuş" gibi yapmış; bulduğu kağıtları paketleyip annesinin ipleriyle 60-70 tane hediye paketi bağlamış. Oyunun coşkusuyla, sıkılmadan bu beceriyi ustalıkla kazandı.
Eğer çocukların kendi hızlarında ilerlemelerine izin verirsek, yorulmak bilmeden ve oyunbaz bir ruhla her şeyi öğrenebilirler. Biz ise onları acele ettirerek bu doğal özgüvenlerini ellerinden alıyor, daha on yaşında "tükenmiş" ve öğrenmeye ilgisiz çocuklar yaratıyoruz.
"Akış" Hali ve Derin Konsantrasyon
Psikolog Mihaly Csikszentmihalyi, yetişkinlerin yaratıcılık zirvesindeyken girdikleri duruma "akış" (flow) adını verir. Bu, öz farkındalığın kaybolduğu, kişinin yaptığı işe tamamen daldığı andır. Çocuklar oyun oynarken tam olarak bu hali yaşarlar.
Beş yaşındaki Peter’ın bir oyun sahnesine o kadar daldığını düşünün ki; bahçeye gürültüyle giren üç itfaiye kamyonunu bile fark etmemişti. Bu derinlik, bir ameliyata odaklanan ve o sırada tavanın bir kısmı çöktüğü halde bunu duymayan bir cerrahın odaklanmasından farksızdır. Günümüzün "aynı anda birçok iş yapma" (multi-tasking) yüzeyselliğinin aksine, bu derin odaklanma becerisi, çocuğun dünyaya sunacağı en büyük hediyedir.
Oyunun Gelişim Evreleri
Çocuklar büyüdükçe oyunları da değişir:
• 3 Yaş Civarı: Nesneler sürekli dönüşür. Bir kase gemi, bir taş bebektir. Oyunun ucu hep açıktır.
• 4 Yaş: Daha tematik oyunlar başlar. Bir "ev" kurup içini eşyalarla doldurmayı severler.
• 5 Yaş: Artık uyandıklarında kafalarında bir planla kalkarlar. Günlerce süren, gelişen oyun temaları kurarlar.
• 6 Yaş: "İmgesel oyun" başlar. Artık oyuncağa bile gerek duymazlar; her şeyi zihinlerinde canlandırabilirler. "Gözlerimi kapattığımda babaannemi görebiliyorum," dedikleri aşama budur.
Oyunun Kanıtlanmış Faydaları
Araştırmacı Sara Smilansky'nin çalışmalarına göre, oyun oynayan çocuklarda şu kazanımlar görülür:
Bilişsel ve Yaratıcı Faydalar Sosyal ve Duygusal Faydalar
Daha zengin kelime haznesi Akranlarla daha iyi iş birliği
Yüksek problem çözme yeteneği Azalmış saldırganlık
Merak ve yüksek zeka kapasitesi Daha fazla empati kurma
Başkasının bakış açısını anlama Dürtü kontrolü ve sabır
Uzun dikkat süresi Duygusal uyum ve yenilikçilik
Almanya’nın Büyük Dersi
1970'lerde Almanya’da bir araştırma yapıldı: 50 "oyun odaklı" anaokulu ile 50 "akademik odaklı" anaokulu karşılaştırıldı. 4. sınıfa geldiklerinde, oyun odaklı sınıflardan gelen çocuklar; fiziksel, duygusal, sosyal ve zihinsel her alanda diğerlerinden kat kat üstün çıktı. Bu sonuçlar o kadar çarpıcıydı ki, Almanya tüm anaokullarını tekrar oyun odaklı sisteme geri döndürdü.
Sonuç: Çocuklara Zaman Tanıyın
Çocuklar makine değildir; onlara daha fazla yakıt yükleyip hızlandıramazsınız. Gelişimlerinin içsel yasaları vardır. Onları erkenden akademik yarışa sokmak, uzun vadede yetersizlik hissine ve öğrenme aşkının sönmesine neden olur.
Ebeveynlere tek bir tavsiyem var: Rahatlayın ve çocuklarınızı acele ettirmeyi bırakın. Çocukların büyümesi ve insan olmanın tüm kapasitelerini geliştirmesi zaman alır. Onların "insani bir hızda" olgunlaşmaya ve bol bol oyun oynamaya hakları var.
---
Joan’s article is an excerpt from her chapter in an anthology called 'A Crisis in Early Childhood Education: The Rise of Technologies and the Demise of Play' published in 2003 by Greenwood (a division of Praeger)as part of their Child Psychology and Mental Health series. Other contributors include Frank Wilson, Jeff Kane, Stanley Greenspan, Jane Healy and Christopher Clouder 9 Bibliography Alliance for Childhood. Children from Birth to Five: A statement of first principles on early education for educators and policymakers. Retrieved October 29, 2002 from http://www.allianceforchildhood.com/projects/play/index.html. Der Spiegel (German news magazine, No. 20, 1977). p. 89-90. Goleman, D., Kaufman, P. & Ray, M. The Creative Spirit. Dutton Books. 1992 High/Scope Summary. Different Effects from Different Preschool Models: High/Scope preschool curriculum comparison study. Drawn from works by Schweinhart, L. J., & Weikart, D. P., et. al. Retrieved October 29, 2002 from http:// www.highscope.org/Research/curriccomp.html). National Center for Education Statistics (NCES). Report entitled Readiness for Kindergarten: Parent and Teacher Beliefs, 1995. Citation retrieved October 29, 2002 from http://www.educationworld.com/a_curr/curr027.html. Ohanian, Susan. What Happened to Recess and Why are our Children Struggling in Kindergarten? New York: McGraw- Hill, 2002. Singer, Dorothy and Singer, Jerome, The House of Make-Believe. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1990. Smilansky, Sara. “Sociodramatic play: Its relevance to behavior and achievement in school.” In E. Klugman & S. Smilansky (Eds.), Children’s Play and Learning. New York: Teacher’s College. 1990. Steinberg, Jacques. “Student failure causes states to retool testing.” New York Times, December 22, 2000.

Yorumlar
Yorum Gönder